Ana Sayfa » Blog » Diğer/Genel » İki teker ve enduro ruhu üzerine notlar…

Bu bir tutku, Bir ruh hali, her yaşta yaşamımızın her döneminde aniden ortaya çıkan ve yaşamımızda köklü değişimlere yol açan bir sevda, Nedir Enduro sevdası, Rüzgâra olan aşk mı, Teknolojiye ve güce olan hayranlık mı, keşfetme arzusu mu, doğa ve teknolojinin bizlerde hayranlık uyandıran muhteşem ahengi mi?

Bu sevda 1974-75 yıllarında Rahmetli babamın 1969 model sanırım r 60 modeliydi BMW boxer motorunun depo üstünde ki kısa yolculuklarla başladı ve sonrası malum kontra pedal bisiklet, mobilet, Jawa derken Evrimleşerek bu günlere kadar ulaştı ve Ölünceye kadarda bu sevdanın biteceğini düşünemiyorum…

Henüz 10’lu yaşlarda iken Memleketim olan Afyon/Başmakçının Güney, Güneybatı yönünde bulunan Batı Toros silsilesi Söğüt dağlarının yörede, Kilise direği ve Kayı ben Daşı olarak adlandırılan Dik kayalık zirvelerine hayranlıkla bakar ve merak ederdim… Sonrasında bu merak motosiklete olan tutkumla birleşerek Doğanın muhteşemliğini ve İnsan, doğa, teknoloji ilişkisini keşfetmemi sağlayacak olan uzun bir maceraya dönüştü…

Benim şahsi Düşüncem ve anlayışım Enduro ruhu, Doğa anayı her haliyle sevmek, saygı duymak ve keşfetme arzusudur… Dolayısı ile bu tutku paralelinde diğer doğa ile alakalı spor ve aktivitelerinde (Bisiklet, Yamaç paraşütü, kayak, dağcılık) zaman içerisinde beraberinde getirmekte ve yaşama bakışınız da devrim niteliğinde değişimlere uğramamıza vesile olmaktadır.

İlk Ağır Enduro deneyimlerim KLE 500, 6000 Km, Transalp XL 650 Honda motosikletimle 2 yıl ve 15000 km varan heyecanlı bir dönemle başladı ve daha garaj girişimin önündeki küçük bir dikkatsizliğin sonucu makinenin sola devrilmesiyle ilk kazamı yaşadım ve o küçük sayılabilecek kazadan büyük bir ders çıkardım ki Ağır, yüksek ve güçlü bir motosiklet ile birlikteliğin ilk üç şartı Ciddiyet, Hakimiyet ve Hükmetmekti bu kurallardan birini dahi ciddiye almazsanız makine sizi hiç ciddiye almayacaktır ki bunun sonuçları da size çok ağır bedeller ödetebilirdi…!

Transalp çok keyifli ve yakışıklı bir makine olmasına rağmen ben hiç uyuşamadım ve her üzerine oturuşumda bütünlük ve ahengi yakalayamadım ve çok geçmeden Daha heybetli ve ağır olan Efsane Afrika Twain ile yollarımız kesişti ve bu yoldaşlık makinede çıkan bir takım sorunlar nedeni ile çok kısa sürdü ve alemin yakışıklısı Vstrom DL 650 ile yollara düştüm ve yaklaşık 20000 km yoldaşlığımıza rağmen hala bir şeyler eksikti ve ben tam olarak nasıl bir motosiklet kullanmam gerektiğini henüz çözmüş değildim ve Bmw 1150 GSA ile yollarımız kesişti ve 3 Yıl 33000 km aradığım makineyi bulmuştum ve o koca makine ilk 10000 km sonra elim ve ayağım gibi olmuştu ama solo sürüşlerde asfalt veya şose yollardan çok fazla dışarı çıkamıyordum ve bu beni ciddi anlamda rahatsız ediyordu.

Yine bir gurup arkadaşımla Elmalı/ Büyük Söle köyünden Kızlar sivrisi yaylalarına çıkarken sel yarığı geçişinde kontrolü kaybederek sola yatırmamla çok ağır yol şartlarına BMW yi sürmeme kararı ve bir dostumun tavsiyesiyle 2. Motosikletim olan KTM 690 Enduro ile tanışma en nihayetinde 2 ayrı dizayn ve özelliklere sahip 2 özel motosiklet dedim ya bu bir Tutku insanlar Hayalleri ve tutkuları ile yaşarlar ve yaşadıklarını hissederler benim anlayışım bu.

690 ile Dünyanın herhangi bir coğrafyasının Çöl, Bataklık, Orman, Step herhangi bir yerine gidemeyeceğimi düşünmüyorum ve bu bana keyif veriyor gerçek Enduro ruhu bu…

Sonrasında BMW F800 Trophy modeli ile 12’000 Km. F650 İle 3000 Km. derken Hala kullanmakta olduğum ve çok keyif aldığım 1999 model BMW 1100 GS ile tanıştım ve çok uzun keşifler ve geziler yapacağımız aşikar bir motosiklet.

Neden Enduro?

Ağır Enduro ve Enduro olarak sınıflandırılmış olan teknoloji ve doğa harikası bir motosikletiniz varsa ve bu makineye aşıksanız, tutkuyla sürüyorsanız bu sizde ciddi psikolojik, sosyolojik ve felsefi değişimlere yol açacak bir dinginlik ve Erince ulaşacaksınızdır, bu söylemim benim özelimde yaşanmışta olabilir ama Yıllardır sürdüğü halde motosikletinin başına geldiğinde Sevilinin elini tutar gibi heyecanlanan hala heyecandan titreyen bir çok sürücü tanıdım ve bu işin de ruhunun da bu olduğu kanaatindeyim….

Dedim ya Enduro doğaya olan saygıdır, Dolayısı ile kendine olan saygıdır… Tamamen doğanın müthiş denge ve ahengiyle ilişkili bir durum, Bir bilgenin dediği gibi Doğa hoşgörülü olmasaydı İnsanlar Doğada bu kadar rahat hareket edemezlerdi… Ki Doğayı ve kanunlarını ciddiye almaktır, Duyarlılıktır Enduro, Bir meltemi hissetmek, karıncayı ezmemektir. Yıldızları Yorgan yapıp 3000 metre yüksek yaylalarda kayaların kuytu ayazında uyumaktır, 2000 metrelerde Koca katranların(sedir) kokusunu ciğerlerine çekmek ve Yaşlı ardıçlarla yarenlik etmektir. Tozla toprakla bir olmaktır, Güneşi ve Balçığı hücrelerinde hissetmektir, Giderek kuruyan göllerimize ve çağlayanlarımıza ağlamaktır, vahşi diye adlandırılanın ne kadar doğal olduğunu anlamaktır, kendini tanımaktır, Romantizm, Erotizmdir, Çakmaktaşı gibi keskin yeni yetme bir aşktır.

Enduro…

Hüdaverdi CAVLAK
Ride to live, Live to ride 01.05.14- Denizli

Enduro ruhu gerçek, gördüğüm kadarıyla da güzel insanlar.

Bu yazı Makaleler kategorisinde yayınlanmıştır; kategorinin diğer yazıları için tıklayınız

Siz de fikrinizi söyleyin!

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir